12 Ocak 2013 Cumartesi

Sinema/Film Arşivim!

Görüntü0526Sinema/Film arşimivimi CD/DVD ve Bilgisayarda kayıtlı olanlar olmak üzere iki guruba ayırabiliriz. Bunlar dışında bir zamanlar 1 poşet daha vardı ama onlar sobada yandı herhalde :) (Tabi biraz da Gümüşhane’de olanlar var ama onlar burada olmadığından çok bahsetmek doğru olmaz.)  Şimdi bunların listesini yaparken izlemiş olduğum ama içlerinde kendisini göremediğim filmlerim olduğunu farkettim. Onlar ya geri gelmedi ya başka kıyıda köşede duruyordur ya da yeğenler karıştırırken onlar da mefta oldu :) Bir evim olduğu zaman bazı eşyalar için ayrı bir köşe oluşturmayı planlıyorum.. Sol tarafta CD/DVD olarak gözüken foroğraf içerisinde tam 73 tane film var. Sağ tarafta bilgisayar dosyası olarak gözüken resimde ise 113 tane film var(Bunlar içerisinde aynıları var ama çok az olduğundan kayda değer olarak görmüyorum). CD/DVD olanların hepsini izledim ama bilgisayardakilerin çok az bir kısmını izle(ye)memişimdir.
İçlerinde gereksiz olanlar da yok değil. İsmi, afiş görüntüleri ve konusu sanki güzel gibiymiş gösteriyor ama izledikten sonra vakit kaybı olduğunu anlıyorsun ve ödediğim paraya acıdım. Hatta bazen CD/DVD bakarkan başkaları o filmleri almak istediğinde acaba boşuna almayın diyerek yorum yapsam mı yapmasam mı diye ikilemde kalıyorum. Ama ne derler ne demezler diye sessiz kalıyorum.
Aslında içlerinde güzel olan epeyce sinema var ama filmin sonunda beni en çok şaşırtan Leonardo DICAPRIO’nun başrollerinde oynadığı BAŞLANGIÇ (INCEPTION) oldu diyebilirim.
Bu kadar filmi görüp beni tanımayan belki beni belki sinema kolik zannedebilir ama ben hayatımda hiç sinemaya gitmedim. :) Hatta dün serviste konusu geçti. Kimyager olan bir hocamız “Sana ödev hafta sonu Cem YILMAZ’ın filmine git. Bize anlatırsın.” dedi ama yine gitmedim. (: Hayırlısı bakalım.. Yazdan beride CD/DVD almakta kendimi durdurmaya çalışmasam bu arşiv daha da çoğalırdı. Mutluluk Oyunu’nun dediği gibi bir nevi Alma Hastalığı..

9 Ocak 2013 Çarşamba

Karlar Düşer

Dilekçe İşler'in İstanbul Beyaz başlıklı yazısını kıskandığım için bende bendeki Kar fotoğraflarını paylaşmak (bakın bu sefer gösteriş demiyorum paylaşıyorumm :) istedim.. İşten erken gelince ve ablam evde olmayınca ablama yardım olsun diye çıkıp kapıdaki karları kürüdüm, yolu açtım. Böyle kar kürümeyeli 8-9 sene olmuştur. Bu yüzden 4 saat filan sağ kolum titredi sayılır :) İstanbul'a gelmeden önce anneme yardım olsun diye evimizin yolunu açmak için kürürdük. Evimizin çatısı olmadığı zaman kar böyle çok yağdığında eve su geçmesin diye ve evi soğutmasın diye çatıya çıkar, babamın yapmış olduğu kar küreği ile karları çatıdan atardık. Akşamlar kar çok yağınca şehirde elektirikler kesilirdi. Bizim evde yüksekte olunca bütün perdeleri acar beyaz olan geceyi kısa bir süreliğinede olsa izlerdik. Dışarıda kar varken evde sıcak sobanın başında oturmak güzel bir duygu..

3'üncü fotoğraftaki yerden ve fotoğrafta gözükmeyen(şimdi orada konutlar var) arka kısımda bir yokuştan küçüklüğümüzde acayip/çok kayardık. Tümsekte yapardık ki kayarken zıplayabilelim. Yolu güzelce kayganlaştırdıktan sonra çocuklarla beraber tren yaparak kayardık. Yolun sonunda bazen bilerekten bazen bilmeyerekten yoldan aşağı düşerdik. Bilerekten düşmüşsek nasıl zıpladım diye hava atardık. :) Bahçemize koskocaman kardan adam yapardık. Birde güzel maç yapardık. Top zor ilerliyorya güya kendimizi güçlendirirdik. :) Kaleci olması en güzeliydi. İstediğin gibi uçardın, her tarafta kar olduğundan hiçbiryerine birşey olmazdı..

Fotoğraflarda ben yok muyum? Elbette varım. Hatta kameramanım olmadan kendimi çekmişliğim var. hih Aslında Erzurum'da çekmiş olduğum fotoğrafımda vardı ama bir türlü bulamadım. Yoksa yazıma onuda ekleyecektim..

4 Ocak 2013 Cuma

BİMER Başvuruları Çok İyi Okumuyor!

BİMER İnternet Başvuru Formu
BİMER'e ilettiğiniz mesajlar dikkatle okunmakta ve değerlendirilmektedir.
"..." başvuru numarası ile mesajınız başarı ile iletilmiştir.
Göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkür ederiz.

e-Devlet Kapısı üzerinden yapmış olduğum BİMER başvurusu sonucunda bana yukarıdaki gibi mesajımın dikkate okunduğunu belirtir bir bilgi gösterdi! Kusura bakmasınlar ama hiçte öyle değil. Neden mi? Bir başvurumda her şeyi kanun maddesine dayandırarak yetkileri dahilinde yapılan bir uygulamanın kaldırılmasını istedim. Başvurumu aslında 657 sayılı Kanunun 100'üncü maddesi uyarınca Valiliğe yönlendirmesi gerekirken tutmuş kurumun üst kuruluşuna göndermiş. O da Hukuk Müşavirliğine öyle kalmış. Aradan 45 gün geçmiş olmasına rağmen bir başvurumda hiçbir değişme yok. 45 gün daha geçtiği zaman zaten uygulaması yürürlükten kaldırılacak. O zaman hiç zahmet etmesinler.. Bunu kimlik bilgilerimi gizli tutulmasını talep ederek istemiştim. Yoksa ben bunu dilekçe ile de rahat bir şekilde hatta Bilgi Edinme Kanunu çerçesinde 15 iş günü içinde cevap alacak şekilde yapabilirdim. Ancak BİMER başvurularına biraz daha önem veriliyor düşüncesi ile başvurmuştumya hepsi boşmuş.. Zaten şu yazı da bunun kanıtı sayılır türden diye düşünüyorum.  BİMER yetkilileri benim bu yazımı görmezya neyse..

28 Aralık 2012 Cuma

2013-2016 Dönemi Rektör Olarak Yeniden Yunus SÖYLET Atandı

Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı 27/12/2012 tarihinde yayınlamış olduğu @Tweetinde Genel Kurulun sona erdiğini yazmış ve kararı inceleyince İstanbul Üniversitesi Rektör Adayları içerisinde Prof.Dr.Yunus SÖLET'i birinci sırada Cumhurbaşkanlığı Makamına iletileceğini gördüm. Kanun gereği Cumhurbaşkanı üç kişi içerisinde sırasına ve aldığı oya bakmadan istediği kişinin atamasını yapabilir. Ancak Resmi Gazetede yayımlanacak olan atama kararında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne Yeniden Prof.Dr. Yunus SÖYLET’in Atanmasına Dair Karar (No: 2013/1) yazacağı belli :) Burada belki karar nosu yanlış çıkabilir ama diğerleri tıpatıp aynı olacak.

Benim sayın Rektör hakkındaki olumlu düşüncelerimse son altı ay içerisinde değişti. Seçilmesini/Atanmasını hiç istemiyordum. Çalışanlarına bir anket yapıp "Halâ İstanbul Üniversitesinde mi çalışmak isterdiniz yoksa başka bir kurumda çalışmayı ister miydiniz?" diye sorsalar, hiç düşünmeden başka kurumda çalışmayı isterdim derim... Tweet atmadığım için okumaz ama burdan sayın hocama tavsiyem: Üniversitenizde sadece öğrenci ya da akademik personel yok. İdari personellerinizi hiç düşünmüyorsunuz. Öğrenci yeterki bir şey istesin, olmayacak olsa bile oldurtuyorsunuz. Ama idari personeliz olsa çeşitli mazeretler sunuluyor. Zaten Twitter hesabınıza kaç idari personel talepleri için twett ya da e-posta atarak çözebildi bilmiyorum. Atmayı düşünen varsa da dosyasına soruşturma işleyeceği korkusundan buna da cesaret edemiyor.. Neyse daha söylenecek çok şey var ama Bilişim Hukuku diye birşey var. Burada yazdıklarımdan dolayı tutarlar birde mahkemeye verirler uğraşamam. En iyisi burada keseyim. Hayırlısı olsun..
Fotoğraf: Google

18 Aralık 2012 Salı

Gösteriş Yapıyorum (:

Evet aynen başlıkta yazdığım gibi gösteriş yapıyorum :) 9 yıl sonra önlisans mezunu oldum, herkese göstermeden duramadım, bütün dünya bu mesajımla öğrensin istedim :) 2002-2003 eğitim-öğretim yılında liseden mezun olduktan sonra bir türlü üniversite mezunuyum diyemedim/üniversite mezunu dedirtemedim ve bu bana 2008 yılının Ekim ayında büyük derslerden birisi olmuştu.  2011-2012 eğitim-öğretim yılı bütünleme sınav sonuçlarından sonra  kaydımı sildirerek önlisans diploması talep etmiştim ve diplomamı gidip bugün teslim aldım.
Bu sayede artık bana/beni atıyan kişilere sorulduğu zaman üniversite mezunu diyebileceğim/diyebilecekler :) Şimdi bunu yazarken acaba aklımdan geçen diğer hayâllerimi mi sıralasam ve konu öyle bağlasam yoksa iş yerindeki benim bu sayfamı tek tük ziyaret etmiş olup, bu mesajımı da başka arkadaş aracılığı ile öğrenecek olan zat-ı muhterem iş arkadaşıma taş mı atsam karar veremedim. Zaten böyle demekle taş atmış oldum herhalde :P Konuyu böyle bağlamak daha uygun düştü herhalde.

Dipnot: Danıştaydaki davamın imzaları tamamlanmış, yakında tebligatı yapılır dediler. Karar elime bir gelsin, YD Kabul ise başlık gibi "Gösterişli" birşey, YD Red ise normal birşey yaparız. :)
Dipnotun Dipnotu: Dipnot iş yerindeki arkadaşlarım içindir. (: 




2 Aralık 2012 Pazar

Geometrik Cisimler Modeli (Proje Ödevi)

Merhaba, bu defa her zamanki yazılarımdan farklı olarak yeğenim için 2. sınıfında yapmış olduğumuz (yani 2 yıl önce) Proje Ödevlerinden birisini anlatmak istedim. Bunun için epeyce uğraştık diyebilirim. Tabi resimler ilk günkü şekli değil. Diğer yeğenim ortasında bulunan küre şeklini çıkartıp top yaptı. O yüzden cisimler içerisinde küre şeklimiz bulunmamakta ama tuttuğumuz yerin ortasında bulunan ipi aşağı doğru(ortadan yukarı doğru çıkan yeşil ipi) sarkıtmıştım.

Nasıl yaptığımıza gelirsek:
  1-Öncelikle internetten ön inceleme yaparak geometrik cirimleri ve açılımlarını buldum. (Önemli olan şey burada açılımı olan şekilleri bulmak.)
  2-Açılımı bulduğum cisimleri önce normal kağıda yazdırdım. (Küre içinse kırtasiyelerde bulunan singer Dünya var, ondan almanız yeterli olur bence. Biz böyle yapmıştık.) 
  3-Şekillerin büyük boyutları için bunları aynı zamanda A3 boyutundaki kağıda sığacak şekilde de büyülttüm. (Bu konuda bir fotokopi makinasından yararlanmanız gerekecektir. Şekiller A4 kağıdına yazdırılıyor ama sadece şekil olan kısmı aldığımızda B5 ya da A5 boyutuna kadar inebiliyor. B5'i A3 boyutuna büyült diyorsun fotokopiyi o kadar. Ya da elle ayarlama yaparak tam A3 e sığacak şekilde daha fazla büyültebilirsiniz.)
  4-Kağıda bastısığım şekillerin açılımlarını mukavvaya çizerek kesip yapıştırıyoruz. (Mukavva sert olduğundan özellikle koni ve silindiri yapıştırmakta zorlabileceğinizden kuruyana kadar bağlantı yerlerinden bir bant ile tutturmanız işinizi kolaylaştıracaktır.)
  5-Bütün şekillerimizi yaptıktan sonra sıra dışlarını kaplamaya gelmişti. Aslında bu konu üzerinde de epeyce bir araştırma yapmıştım ama en sonunda bir blogda mutfak dolapları için bulunan yapışkanlı kağıtlardan görünce bu işimizde çok zor olmadı. Beğendiğimiz desenlerlen kağıt beğendik ve kaplamalarını da yaptık.
  6-Bundan sonrası tamamen sizlerin hayal gücünüze kalmış bir şey.

Süslü ipler ablamın düşüncesiydi. Bağladığımız şekillerin bağcıklarını kurdele şeklinde yapmaksa benim düşüncem. O şeklinde bir şeye asmayı düşünüyordum önce ama ne yazıkki bunu beceremedim. Yaptığım şey bunları taşıyamadı. Onun yerine yukardaki gördüğünüz gibi bir şey tasarlayıp projemizi bitirmiştik.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Cennet Ormanı

Sinema olarak aksiyon, bilim kurgu, fantastik, animasyon, korku türü filmleri seçerim yaklaşık 1.000 TL lik orjinal(korsana hayır:) CD/DVD koleksiyonumda hep bu türler üzerine (Gümüşhane'deki ve İstanbul'daki arşivimi birleştirebilirsem göstermeyi düşünüyorum:) İzlediğim Romantik sinemalardan ilk sırada eski bir dostumun tavsiyesi üzerine izlemiş olduğum Melekler Şehri'ni ve Gümüşhane'de üniversitede  bir arkadaştan aldığım filmler içerisinde olan Aşk Geliyorum Demez'i hatırlıyorum. (Hatırlıyorum derken başka izledim de aklıma gelmediğinden değil hatırlamama nedenim bunlardan başka olmadığındandır. O derece yani :)
Geçtiğimiz hafta sonu arkadaşımın Gitar'ını tamire götürmek için Taksim'e gittik. Akşam da gel bize geçelim dedi ona geçtik. Bilgisayarını karıştırırken Cennet Ormanı adlı bir film görünce alsam mı almasam mı diye tereddütte kalsam da nede olsa elimde izleyecek film yok, denemiş olurum diyerek almıştım. Arada da olsa romantikleşmekte fayda var :) Bir gün gelir bir yerde lazım olabilir. Neyse sadete gelirsem filmi çok beğendim ve herkese tavsiye edebilirim. Benim gibi sosyal olmayan bir erkek aynı bölümde okuduğu bir kızı görünce hoşlanıyor. Bir yanda da sosyal olmayan başka bir kız bu erkeği görünce aşık oluyor. Filmin konusu hep böyle gitmiyor tabi sonunda tabi hiçkimse birbirine kavuşamadı. Hangi yeriydi hatırlayamıyorum ama zannedersem son yarım saatinde filan hüzünlendirmişti. Film içerisinde geçen şu cümle çok mükemmeldi. Sosyal olmayan kız sosyal olmayan erkeğe şöyle bir cümle demişti: Sevdiğim erkeğin sevdiği kadın tarafından sevilmesi için çalışıyorum.

5 Kasım 2012 Pazartesi

Kendini Geliştirmek

Uzun zamandır yaz(a)mıyordum, artık işyerindeki arkadaşlarımda takip etmeye başladılar. Anlayacağınız iş yerinde gittikçe tanınmaya başlıyorum. :P Yeni öğrenenler benden hiç böyle bir şey beklemiyorlardı. :P Geçmişimi bilselerdi kimbilir neler derler. :) Zamanla konusu gelirse geçmişten de bahsederiz, halâ Google amca da geçmişimin kalıntıları duyuyor ama paylaşımlarımın yedekleride bende duruyor, gerektiği durumunda kullanabilirimde. Neyse asıl konuya gelecek olursak uzun zamandır yazmıyordum ama Genç Beyin dergisinin 116. sayısında 42. sayfada Eğitim|Öğretim alanında okuduğum daha sonra da Doğan CÜCELOĞLU'nun sayfasında bulduğum yazıyı paylaşmak istedim. Birgün Af ile geri döndüğüm Sınıf Öğretmenliği programını bitirme imkanı bulursam belki benzer bir projeyi uygulama imkanımda olur, kim bilir. Bir sonraki yazımda buluşmak dileğiyle..
Küçük Dip Not: Biliyorum konunun girişi ile başlık uyumsuz gibi ama bu da benim kusurum olsun.. :)
Hizmet Etmenin Tadını Almak

S
ema Öğretmen okul müdürünün izniyle öğrencilerden gönüllü bir grup oluşturuyor: "Gençlerle Sohbet Grubu" (GSG). Çevrelerinde ulaşabilecekleri, kendi evlerinde ya da yaşlılar evinde kalan yaşlıları her hafta ziyaret edip 2 saat "sohbet" ediyorlar. Küçük bir çiçek ya da kurabiyeyle gidiyor, büyüğün elini öpüp kendilerini tanıtıyor, onunla içlerinden geldiği gibi sophbet ediyorlar. Sohbet genellikle 2 saat sürüyor, bazen ev sahibi çok ısrar ederse daha uzun kalabiliyorlar ama 2 saatten fazla kalmamaya çalışıyorlar. Her hafta ayrı bir yaşlıyı ziyaret etmek durumunu da araştırıyorlar.
Sema Öğretmen'e neden böyle bir program yaptığını sordum. Söylediklerini sizin için özetleyeceğim:
· Ziyaret edilen her yaşlının çok önemli hayat tecrübeleri var. Sohbet esnasında farkında olmadan bu tecrübeler paylaşılıyor ve öğrenciler farklı farklı hayat hikâyeleri dinleyerek kendilerince bazı önemli kavramların farkına varıyorlar. Ayrıca sohbet sırasında kafalarına takılan konular çıkıyor; kendi dillerinde, saflıklarında, oluğu gibi yaşlılara soruyorlar. Can cana bir sohbet oluyor. Gençlerin enerjisi, heyecanı yaşlının hayatına ilaç gibi giriyor; onları mutlu ediyor. Gençler de başka hiç bir yerde bulamayacakları bir laboratuvarda, hayat laboratuvarında bir seyahat yapıyorlar.
· Öğrenciler ziyaret sonunda kendilerine özgüven geliştiriyorlar. Çoğu defa gençleri hesaba katan, onlara önem verip kendini anlatan kimse olmuyor. Bu ziyaretlerde gençleri görmekten çok mutlu olan, kendilerine değer veren büyükler var. Gençler önemsendiklerini görüyor ve bir insanı mutlu edebildiklerinin farkına varıyorlar. Böyle bir tecrübe gençlerin özgüvenini artırıyor.
· Yaşlılardan duydukları hayat hikâyelerinin sayısı arttıkça hayatın sadece kişisel süreç olmadığını, ilişkiler ağı içinde gerçekleştiğini, toplumun kültür yapısının önemli olduğunu anlamaya başlıyorlar. Hayatta neler önemli, neler önemsiz, nelere gerçekten dikkat etmek gerek, öncelikler neler olmalı konusunda ortaya zamanla bir resim çıkmaya başlıyor. Bu ziyaretlerden sonra görüp duyduklarıyla ilgili aralarında konuşurlarsa ziyaretler daha derin anlamlar kazanabilir.
· Okulda öğrendikleri bilgilerin ziyaret ettiklerin insanların hayatı çerçevesinde anlam kazanma ihtimali yüksektir. Bir yaşlının anlattığı hikâye tarihî belge niteliğinde olabilir. Başkasının evinde biyoloji derslerinde gördükleri bakteri, mikrop, salgın hastalık konusunu görme imkânı olabilir. Okulda öğrendiklerinin hayatla ilişkisini kurmaya, daha derin anlamlar yüklemeye başlayabilirler.
· Kendilerinin güçlü ve zayıf yönlerini keşfedip ileride nasıl bir meslek sahibi olacaklarını karar verebilirler. Bir yaşlının hikâyesi öğrenciyi hukuk ve adalet sistemine yöneltirken, başka hikâye çocuk doktoru olmaya yöneltebilir.
· En önemlisi, hiç bir menfaat gözetmeden başkasının iyiliği için emek ve zaman harcayan insanın gerçekten mutlu olduğunu öğrenirler. Bu tecrübeden geçen öğrenciler ileride sivil toplum kuruluşlarında gönüllü çalışmaya aday olurlar.
Türkiye’nin aydınlık geleceği için, selamlar, sevgiler.
Sema Öğretmen’i ve böyle programlar yürüten bütün öğretmenleri kutluyorum. Çok önemli bir hizmet kapısı açtıklarına inanıyorum. Öğretmenseniz siz de böyle bir program gerçekleştirme üzerinde düşünebilirsiniz ya da yakından tanıdığınız bir öğretmen varsa umarım bu yazıyı okumasını sağlarsınız. Kaynak:Doğan CÜCELOĞLU

30 Ocak 2012 Pazartesi

Eski Eğitim Kalitesi Hocaları Yok..

Çok uzun bir zaman olmasa da (çünkü bundan uzun süreli aralıklarım olmuştu) bir süredir yazı yazamıyorum. Bunun nedeni her zamanki gibi iş yoğunluğundan (bunun nedenide yazı sonundaki altı çizili cümlenin içinde gizli) dolayı vakit azlığım. Yoksa gereksiz bir kaç şeyle her zaman gündem oluşturabilirim gibi :) Yazmamın sebebine gelince İstanbul Üniversitesi Medya Takibi sayfasında günlük basın taramasını yayınlıyordu. Bugün üniversitenin sosyal ağlarını ziyaret ederken Facebook Sayfasında da bir kaç tane paylaştığını gördüm. Genç Beyin (ki 2012'de Hedef 1 Milyon Abone ve Türkiye'nin EN ÇOK STILAN VE OKUNAN Aylık Kişisel Gelişim Dergisi olduğuna dikkat çekerim) 111. sayı 3. sayfada Dertlerinize Özet Çareler alanında çok manidar olan;
"Melahat Ünsal'a: Eski eğitim kalitesi, hocaları yok ama yine de İstanbul Üniversitesi tercih edilebilir; fakat sırf üniveriteye güvenmeyip kendinizi çok iyi yetiştirmek şartıyla."
cümlesini ilk okuduğumda 'acaba üniversitenin medya takibindeki kişiler bunuda gördüler ve eklediler mi, bende Rektöre bunu  twitlesem mi ya da facebook sayfalarındaki fotoğraflara mı yüklesem' diye düşünmeden geçemedim. Şuan sadece kişisel sayfamda kendime not olarak yazıyorum ama ilerde belki yöneticilerinde bir şeylerin farkında olabilmeleri için bir not olarak onlarında da görmeleri gerekebilir.

İstanbul Üniversitesi hakkındaki kişisel görüşümse; adı var başka bir şeyi yok, öğrenciyi tutar personeli tutmaz, torpili olan bir şekilde işini yaptırır diyerek kesecektim ama  ve lanet bir öğrenci otomasyon sistemi satın almışlar demeden de geçemeyeceğim.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Devletin İşi Bitmez

Merhaba,

Yazı yazmayalı epeyce bir uzun zaman oldu, sebebide çok yoğun bir şekilde çalışmamdı. Bugün niye mi yazdım? Çünkü İstanbul'dan gidebilmem için davanak olarak gördüğüm mahkemeyi kaybettiğimi öğrendim, paylaşmak (dertleşmek) istedim. :) Aslında ben kazanırdım diye düşünüyorum ama mahkeme işte ne olup, olmayacağı karar çıkmadan belli olmaz. Tabi birde koskoca üniversite ile mahkemeliksin, duruşma yok, bir şey yok, birçok yüksek mevkilerdeki hukukçuyu içinde barındırıyor ve ister istemez acaba bir müdahale oldu mu sorusu geliyor aklıma! ama Hukuk Bağımsızdır.

Benim ümidim makhemeyi kazanıp, kayıtlı olduğum üniversitenin olduğu yere gitmek oradan da daha önce kayıtlı olduğum Sınıf Öğretmenliğini bitirip ne yapacaksam ondan sonra yapmaktı.

Bu uzunca arada neler mi oldu?

Ömür Bey Aşk Hayatım diyip yana yansın, ben bu sürelerde eski bir dostumun çok öncelerden nişanlandığını sonrada evlendiğini öğenmiştim daha sonrada kiminle evlendiğini bile öğrendim.  (İnsanlar nişanlılarına tezlerinin teşekkür kısmında atıfta bile bulunabiliyor. Çok hoşuma gitti bu davranış, Tebrikler) Romantik olmadıktan sonra kaybetme şansı(n)mız çok. Çok iyi olabilirsin, en iyisi olabilirsin ama Romantik olmadıktan sonra kaybedersin. Bak senin yüksek lisans eğitiminde var, sosyal yününde var, şansın daha yüksek. Ben romantik değilim, eğimimimde düz lise:)
Dip Not: Bu dostumun abisi de evlemiş, her ikisinede mutluluklar.

Bilindiği gibi 6111 sayılı kanunla beklenen son öğrenci affı çıktı. Tabi bundan yararlanmak için bende başvuruda bulundum. Kayıt işlemleri için gerekli prosedürleride yerine getirmiştim ama mahkemeyi kabettik. :)

Anadolu Üniversitesinde alttan bir tane dersim kalarak 3. sınıfa geçtim. Mahkemeyi kaybetmeye üzülmedim de bu bir dersimin kalmasına üzüldüm. Bu dersi verseydim ilk iki yılın bütün derslerini vermiş olacağımdan önlisans diploması almaya hak kazanıyordum. Bu da benim ilerleyen zamanlardaki görevde yükselme sınavlarına başvuru yapabilmeme imkan tanıyacaktı.

Aylardır diyecek kadar uzun zamandır sabah 8 de iş başı yapıyor, öğle arası vermiyor, akşam 9 civarı çıkarak günde ortalama 13 saat aralıksız çalıyorum. Bunun yanında da hafta sonlarıda gelip çalışıyorum ama aynı yerde sayıyorum. Tanıdık olmayınca bazı yerlerde bir şeyler olmuyor malesef. Mahkemeyide kaybettimya bu çalışmama daha fazla ücret verecek, işimi yapıp çalıştığım sürece görevime son vermeyecek, krizlerden vs. etkilenmeyecek bir kurum olsa belkide istifa eder oraya geçerim.

Mahkemeyi kabettiğim içinde biraz düşüncedeyim, istifa edip gitsem okulu bitirsem mi? Gitmek istediğim yerler yeni kurulan üniversitelerden, okul bittikten sonra akademik kadro alımları daha çok, başvuran daha az, İstanbul'da akademik görev yapan bir çok kişiden daha iyi iş yapabiliyorum ve anlatabiliyorum. İstanbulda iş yoğunluğundan dolayı böyle bir şeyi yapma imkanım olmaz gözüküyor. (Bu yüzden okulu buraya aldırmadım. Yoksa ilk yıl ve bu 6111 sayılı kanundaki açıklardan yararlanarak buraya aldırabilirdim ama ilerisi gelmezdi.) Beni buraya bağlayan önceden belki başka şeyler vardı ama uzun süredir bir şey yok, karnım nedere daha çok doyarsa oradayım felsefesi mevcut artık. İstifa etsem biriktirdiğim para beni bir süre bakar. Ne yapsam ne etsem bu konuda da biraz düşüncedeyin, görüşü olan paylaşırsa sevirinim.